Yolculuk İkinci Bölüm


"Hayır ya, az bir yol kalmış, bir gayret gideriz, yarına sarkmasın bu iş." dedi.

Ufak ufak başlayan kar yağışı hızlanmaya başladı. Kontağı çevirdi, arabayı toparlayıp tekrar yola koyulmak üzereydi ki bagaj kapağının hareket ettiğini gördü.

"Hay aksi bagaj kapağı açılmış. Aniden durduk ondan mı oldu?" dedi.

El frenini kaldırıp aşağı indi. Lapa lapa kar yağmaya başlamıştı. Birkaç defa sertçe çarptı kapağı. Bir türlü kapatamıyordu. Arkadaşı da meraklanıp geldi yanına. Bu tarz işleri hep aksatıyor, yapmak istemiyordu. Daha önce eşinin yaptığı işlerdi, yine aksatmıştı. Birlikte denediler birkaç defa bir türlü kapanmıyordu. Kutuları çıkarıp arka koltuğa koymaya, çadırın üzerindeki iple de kapağı bir şekilde bağlamaya kara verdiler. Kutuları çıkarıp içeriye çadırı da tekrar arka tarafa koydular. Kapağı tutturmayı başarmışlardı. 

Neredeyse 20 dakika oyalandıktan sonra arabaya geri dönebildiler. İkisi de hem üşümüş hem ıslanmıştı. Yerlerini aldılar. Tam kontağı çevirmek üzereyken dikiz aynasında bir çift göze değdi gözü.

Dünya o an durmuş gibiydi. Klimayla uğraşıp bir yandan bir şeyler söylenen arkadaşı yavaş yavaş silindi sanki her şey flulaştı  sadece küçük iki göz kaldı boşlukta. Bu gerçek olabilecek bir şey değildi, donmuş ne diyeceğini ne yapacağını bilemiyordu. Bu defa gerçekten delirdiğini düşündü. Kalp çarpıntısını kulaklarında hissetmeye başladı. Avazı çıktığı kadar bağırmak istedi ama kımıldayamıyordu. Arkadaşının çığlıyla kendine gelebildi. 

Kadın çıldırmıştı var gücüyle kapıya asılıyor. Pencereyi yumrukluyordu. Soluna dönüp aynını kendi de yapmaya başladı. Hala konuşamıyordu. Arkaya bir daha bakarsa öleceğini düşündü. Kapılar kilitlenmiş bir türlü açılmıyordu. Ön panelde bulunan tüm düğmelere bastı, ayağıyla camı tekmeleyip kırmaya çalıştı hiçbir düğme çalışmıyor, camlar kırılmıyordu, uğraşmanın faydası yoktu kapılar açılmayacaktı. 

Kendini bunun bir kabus olduğuna inandırdı, uyanmak için dua etmeye başladı. Çaresizce kollarını göğsünde kavuşturdu, oturduğu yerde ileri geri sallanmaya başladı. Arkadaşı çığlık çığlığa bağırmaya ve ağlamaya devam ediyordu, ikisi birden delirmiş olamazdı bu kesinlikle bir kabustu.  Göz göze geldiler bir an, arkadaşı kusmaya başladı. Kısa bir sessizlik yaşandı. O sırada kontak kendi kendine döndü, vites topuzu hareket etti, direksiyon yavaş yavaş dönmeye debriyaj ve gaz pedalı yer değiştirmeye araba hareket etmeye başladı. O an arkadaşının gözlerini yumup koltuğa yığıldığını gördü.  Korkusu kat be kat artmıştı tek dayanağı arkadaşıydı ve o da gitmişti.

Araba bembeyaz bir boşlukta süzülürcesine yol almaya devam ediyordu. Ayakta duracak hali kalmamıştı. "Bu bir kabus uyan, uyan, uyan" diye defalarca tekrarladı. Olağan gücüyle bağırmayı denedi. Bu defa sesi çıktı. Avaz avaz çığlık attı, sonra ağlamaya başladı. Uyanamıyordu bir türlü çabası boşunaydı, bunun bir rüya olmadığını anladı. Ne yapabilirdi arkaya dönmemek için uzunca bir süre çabaladı gördüğü şeyin gerçek olmadığına ikna etmeye çalıştı tekrar kendini. Arabayı durdurmayı denedi. Elinden hiçbir şey gelmiyordu. Arkadaşını kuvvetlice sarsıp seslendi uyanmıyordu bir türlü, onunla yüzleşmekten başka çare kalmamıştı. Tüm cesaretini toplayıp geri döndü. Gözlerini elleriyle sımsıkı kapatmıştı, titreyerek ağlıyordu. Gözlerini açtığında orada olmaması için dua ediyordu, açamadı gözlerini. 

Tekrar önüne döndü, dikiz aynasına bakmaya karar verdi. Korkuyla dikiz aynasına bakabildi. Ordaydı hala ordaydı. Bu defa ağzını kapatıp ağlamaya başladı. Kalbi olağanca hızıyla çarpmaya devam ediyordu. Beyaz boşlukta hiçbir şey görmeden ilerliyorlardı. Başka bir boyuta geçtiğini düşündü bunun mümkün olabileceğini bir türlü kabullenemiyordu. Arkada kendi oğlunun tıpa tıp aynısı pijamaları ve peluş tavşanıyla bir çocuk oturuyordu.

 "Daha ne olabilir ki" diye düşündü, dönüp konuşmaya karar verdi.

Arkaya keskin bir dönüş gerçekleştirdi. Çocuk tavşanına sarılmış dışarıyı izliyordu. 

"Sen kimsin bizden ne istiyorsun?" diye höykürdü. 

Çocuğun korkunç bir ifadesi vardı, donuk gözleri, kireç gibi suratı. Gözlerini dikip kendine baktı bir süre, koltuğun arasına düşen gazete kağıdını aldı yavaşça, kazada ölen aileyi gösterdi. 

Gazeteye baktı tekrar ağzı açıkta kalmıştı. Yaşadığı şey mümkün olamazdı. Tarifsiz bir korku, bilinmezlik, hayret tüm duyguları aynı anda yaşıyordu, zihni karmakarışık olmuştu.

"Sen, sen o musun? Buradaki sen misin?" dedi. Hala titriyordu. Çocuk evet anlamında başını salladı.

Önüne dönüp direksiyona kapandı birkaç saniye, bu nasıl olabilirdi. Geriye döndü tekrar.

"Tanrım ne yapacağım, lütfen yardım et. Ama sen, sen ölmüşsün, öldün." dedi. Çocuk evet anlamında başını tekrar salladı. 

Önüne döndü. Tüm bu olanların manasını sorgulamaya başladı. Beyini çatlayacak gibiydi. Bu yaşadıkları gerçek olamazdı. Bir ölüyle konuşuyordu. Tekrar hıçkırıklara boğuldu. 

Araba yavaşlamaya başlamıştı. Kısa bir süre sonra durdu. Kar yağışı birden bire kesildi. Pencereden dışarısı görünmeye başladı.

Bir evin önünde durdu araba, kapıları kendi kendine açıldı. Kendini hemen dışarı atıp var gücüyle koştu. Bir taraftan da bağırıp yardım istiyordu. Sağda solda kimsecikler yoktu. Evin kapısına kadar koştu kapıyı yumrukladı. Kilitleri sökülen kapılar, yavaş yavaş iki yana süzülerek, gürültüyle açıldı. Bahçeyi çevreleyen yüksek duvarların ardında koca bir bahçe ve büyük ihtişamlı bir ev göründü.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About