Cilala Parlat


Bebeler azıcık büyüdüler haliyle tercihleri de gelişti ve büyüdü, artık pek çizgi film izlemiyorlar. Bir şey izleyeceklerse çocukların rol aldığı şeylere meylediyorlar.
Dün izlemek için bir şeyler ararken The Karate Kid filmini izlemek istediler. Seksenlerde dokanlarda genç ve çocuk olanlar hatırlar Daniel ve Bay Miyagi'yi.(Cilala parlat). 

Biz eski  versiyonu değil de yeni nesil olanı izledik. Senaryo biraz değişmiş, tema ve ana fikir aynı. Bu defa baş rolde siyahi, daha küçük bir çocuk ve Jackie Chan var. Bir su tesisatçısına hayat veren Bay Han ve Amerikalı Joe Dre'nin tanışması, Joe'nun annesiyle tartıştığı bir zamana denk geliyor. Dışarıdan her geldiğinde ceketini yere atan ufaklığı annesi bir güzel paylıyor Bay Han'ın şahitliğinde.

Uzatmayayım iş dönüp dolaşıp ufaklığı kungfu turnuvalarına hazırlamaya geldiğinde Joe Dre, Bay Han'ın kendisine havalı vuruşlar etkili teknikler öğreteceğini zannediyor. Fakat Bay Han Dre'yi hazırlamak için günlerce aynı eğitimi yaptırıyor. Cilala parlatın yerini bu filmde ceketini yerden al, ceketini giy, çıkar ve as almış.

Yağmur altında, sıcakta günlerce çocukcağız ceketi bir giyiyor bir çıkarıp asıyor.(İşkence gibi) Sonunda da isyan bayrağını havalandırıyor. Hatamı anladım deyip özür dilemesine rağmen eğitime devam eden Bay Han'a posta koyup gidecekken Bay Han onu yanına çağırıp günlerdir yaptığı egzersizle kollarının ne denli güçlendiğini gösteriyor. Gerisi bildiğiniz üzere hep çile, hep dayak, hep dayak. Rakipleri kolay yoldan merhametsizce üzerine çullandıkça bizim ufaklık ayağa kalkıp direniyor.

"Hepimiz düşebiliriz ayağa kalkıp devam etmek kendi tercihimizdir."  diyor ustası ve Dre yüzünü kara çıkarmıyor ustasının.

Sonu güzel ama ufaklık binbir zorlukla kaldırdı kupayı. Direnmeyi, kazanmak uğruna çile çekmeyi, hepsinden önemlisi  başarıya giden yolun sadece dış etkenlerle değil, içsel güçle ve karakterin şekillenmesiyle elde edildiğini anladı.

Demem o ki, günümüzdeki toplum yapısı, birçok açıdan tartışmalı bir döneme işaret ediyor. Gerçekten de, birçok kişi duygusuzluğa, bilgisizliğe ve tembelliğe saplanmış gibi görünüyor. İnsanların bir şeyler üzerinde düşünmek, sorgulamak ve çaba sarf etmek yerine, yüzeysel ve anlık tatminlere odaklandıkları bir dönemde yaşıyoruz.

Günümüzde, toplumsal değerlerin yerini bireysel çıkarların aldığı bir tablo gözlemlemek mümkün. İnsanların bir ülküye, bir ideal veya bir amaca sahip olmaktan yoksun oldukları bir dönemde, çoğunlukla kişisel arzularının peşinden koşuyorlar. Bu, insanların kendilerini geliştirmek, bilgi edinmek ve yeteneklerini kullanmak yerine kolaycılığa yönelmelerine yol açıyor. Bu uğurda merhametten bile yoksun olanlar peydah oldu. İsteklerini hemen karşılayabilecekleri, emek harcamadan elde edebilecekleri yollara saplanıyorlar. Böylece, bir anlık tatminlerin peşinde koşarken asıl değerlerin kaybolduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Bu eğilimlerin bir sonucu olarak, umut ve iyilik isteyen azınlık adeta gözden kayboluyor. İnsanlığın bin yıl sonraki geleceğiyle ilgilenen, çevreye duyarlılık gösteren ve gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakma gayretinde olan insanlar, ne yazık ki, genel olarak göz ardı ediliyorlar. Onların umutları ve çabaları, küçümseniyor veya alay konusu oluyor. İyi niyetli birisi çıkıp iki ağaç dikse, insanlar tarafından "Bu ağaç büyüyüp olgunlaşana kadar sen hayatta olmayacaksın ki!" gibi kısa vadeli bir bakış açısıyla karşılanıyor. Oysa bu küçük eylemin bile gelecekte olumlu etkileri olabileceğini görmek için biraz daha derinlemesine düşünmek gerekiyor.

Yine de umutsuzluğa kapılmamak lazım. Her çağın karanlık bir yanı vardır ve her dönemde değişimi başlatan bir avuç cesur insan vardır.  Onlardan biri olmanız dileğiyle.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About