Amcamgiller Tanışma


Hayatımın hatırı sayılır bir bölümü Ankara'da geçti. Güzel yıllardı sevgiyle, gülerek hatırlarım o yılları. İlk gittiğim zaman bir fasıl en küçük amcamla ev arkadaşlığı yapmak durumunda kaldım.  Hayatımda önemli bir yeri var kendisinin geçirdim dediğim güzel yıllarda kendisinin büyükçe bir payı var. Hikayesi gariptir, aslında biraz trajikomik.

İş yerlerimden biri Ankara kıta sahanlığında olunca ilk durak amcamın evi oldu. Asıl niyetim birkaç hafta takılıp yoluma bakmaktı ama işler beklediğim gibi gitmedi. 

Amcam o zamanlar kırkına merdiven dayamış, bekar, özel statülü bir bankada çalışan üst düzey bir yöneticiydi. Fi tarihinde bile maaşı bayağı sağlam, imkanları çok fazlaydı. Gel gör ki hala öğrenciyken oturduğu, köpek bağlasan durmaz izbe bir evde yaşıyordu. 

Oturduğu apartman Ankara başkent olduğunda yapılmış olabilirdi, o kadar eskiydi diyeyim siz düşünün ahvalini. Binanın tamamında yaşlı çiftler ve yalnızlar oturuyordu. Hayatını sürdürmek için bu apartmanı seçmesi aslında bir mecburiyetti, insanlığının kurbanıydı amcam. Ama ona sonra değineyeceğim önce amcayı biraz daha tarif edeyim.

Şöyle söyleyeyim; amcam bu köpek bağlasan durulmaz evin içini son model ses teknolojileri ve görüntü sistemleriyle döşemişti. Abartmıyorum ev kablolardan yapılmış bubi tuzaklarıyla doluydu. Kafanızı kazara yukarı kaldırdığınızda saniyesinde yeri öpecek kadar çok kablo yerleri süslüyor, her biri ayrı telden çalan halılara yarenlik ediyordu. Tabii ki sevgili amcam duvarları da unutmamıştı. Bir santimetreyi es geçmeden sürreal  tablolarla doldurmuştu. Tavanlarda bulunan korkunç ışıklandırmaları saymıyorum bile. Gitar denilen çalgı aletinin, neredeyse bütün çeşitlerinin sergilendiği, komple yalıtılmış bir odası vardı evin.

Bu internet aleminin tüm entelektüellerin fularlarını toplasak amcanın fularının yarısı etmez, öyle bir azamet. Resim, heykel, tarih, edebiyat, müzik, bilim... Ya nasıl anlatayım işte, adam aşmış kendini. Ondan çok şey öğrendiğimi inkar edemem. Bir ayağı hep yurt dışında zaten.

Günde iki bilemedin üç saat uykuyla yaşayan bir tipti, uyumayı aptallık ve boşa harcanan zaman olarak nitelendiriyordu. Akşam eve geliyor, açıyor bilmem kaç model şarabını ya da viskisini, gece yarısına kadar gitar takılıyor, sabahın beşine kadar da o belgesel senin bu belgesel benim geziyor, iki ya da üç saat uyuyup işe gidiyordu. Fazlası var eksiği yok.

Tüm bunların yanında aşırı tutucu, takıntılı tarafları da vardı. Misal, fi tarihinde askere giderken aldığı o yeşil atletlerden vazgeçemiyordu. Atletler paramparça olmuş yıkanmaktan, giyilmekten ezilmiş artık ama onlardan başka bir şey giyemiyordu. Bayağı da aramış yenisini alayım diye, aldıklarının hiçbirini beğenmemişti. Asla unutmam o tarihlerde, tanesi iki yüz elli tl gibi bir paraya üç dört tane bambu atlet aldı yurtdışından, yeşil atletlerde olan rahatlığı yakalamak için, otuz saniye giyip aradığım bu değil deyip çöpe attı.

Diğer taraftan da, ilk zamanlar, her akşam yemeğinden sonra çay demleyip içmemi tipik kapıcı davranışlarıyla özleştiren o adam, bir zaman sonra çay olmayınca bu akşam çay yok mu diye soruyor, benden fazla çay içebiliyordu. Kapıcılarla ne problemi olduğunu bilmiyorum kapıcılara kıldı.

Taşralı dokuz çocuklu bir ailenin en küçüğü olan amcam; bayram seyranda ziyaret ettiği ailesinin, ziyaret sonrası dönerken çantasına tıkıştırdığı memleket lezzetlerini, first class kısımda şarap eşliğindeki yolculuğuna yakıştıramadığı için valizini havaalanında komple çöpe atmış bir adam. Neymiş efendim, x ray cihazından pestillerle, kömbelerle geçemezmiş. Apartmanın kanalizasyon sistemi tıkanınca direkt büyükşehir belediye başkanını aramışlığı var, bizzat şahidim olaya. Bildiğiniz delilik dolaşıyordu adamın damarlarında. Dengesizlik diz boyu.

Fazlaca karikatürize etmedim inanın, bu adamla yaşadıklarımdan kalın bir kitap rahat çıkar. Fırsat olursa hayatımın bu kısmına dönüp yazarım. Çünkü bu kısım oldukça eğlenceli, malzemesi bol. Bu kısımda amcanın baş belası bir Kadri abi var ki, aman aman evlere şenlik. İştahım kabardı, en kısa zamanda yazacağım.

Gelelim amcamın izbe evde oturmasının sebebine. amcam öğrencilik hayatı boyunca o evde oturmuştu. Yanındakiler mütamadiyen değişse de evin demirbaşı gibi o hiç gitmemişti. Öğrenciyken apartmanın birinci katında oturan bir anne kızdan çok yardım görmüş, sonrasında annesi ölüğü için yapayalnız kalan Sebahat teyze daha da yalnız kalmasın diye amcam apartmandan bir türlü taşınamamıştı. Ne işi olsa of demez koşardı, oğlu gibiydi. Sebahat teyze de çok muhlis bir teyzeydi, üstelik amcamdan çok daha tuhaftı. Onun tuhaflığında bir de yaşlılık eşlik ediyordu çünkü. Vakti gelirse ondan da bahsederim.

Ez cümle insan çeşit çeşit, yer damar damar. Önemli olan iyi niyeti kaybetmemek. Yumurtasının kabuğunu bile beğenmeyen, her şeye bir kulp takan, üstelik çok tuhaf olan amcamın, hiçbir kan bağı ve bakım mecburiyeti olmayan Sebahat teyze için aslında yaşamak istemediği bir izbeyi yuva edinmesi bana göre iyi bir insanlık örneğidir.

Yapılan iyiliğin yapılan iyiliğin hiçbir zaman boşa gitmediğini düşünüyorum. Öğrenciye bir tas çorba, bir sıcak karşılama, bir yetimin başını okşama artık ne olursa küçücük bir iyilik kırıntısı. Çok pahalı ve emek isteyen şeyler değil esirgememek lazım. 

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About