İnsanların kendilerini değersiz hissetmeleri, günümüzün yaygın bir sorunudur. Bu his genellikle düşük özsaygı ve kendine güven eksikliği ile ilişkilendirilir. Kendini değersiz hissetmek, hayatın birçok alanında negatif sonuçlar doğurabilir ve insanların mutluluğunu ve başarısını engelleyebilir.
Bu hissiyat genellikle çocukluk veya gençlik döneminde başlar. Zayıf bir aile desteği, kayıtsız bir toplumsal ortam veya kötü yaşam kullarıyla birleşince durum kişide güven eksikliği ve değersizlik hissiyle kendini gösterir. Bu hissiyatın belirtileri arasında, umutsuzluk, suçluluk hissi, yalnızlık, depresyon ve kaygı yer alır. Kendini değersiz hissetmek, insanların kişisel gelişimlerini etkileyerek, çevrelerindeki insanlarla ilişkilerinde de olumsuz etkiler yaratır. Bu kişiler, farkında olmadan sadece olumsuz düşüncelere odaklanarak, akıllarını daraltırlar ve başkalarının hayatlarını ve davranışlarını sürekli olarak eleştirirler. Özsaygılarının eksikliği, kendilerini ifade etme becerilerini de azaltır ve yeni deneyimlere açık olmaktan kaçınır.
Kendini değersiz hisseden insanlar, yaşamlarında bir yerde sabit kalmaya eğilimli olurlar ve yeni deneyimlere karşı korkak davranırlar. Ayaklarının altında sağlam bir temel hissetmedikleri için, hayatlarına yön vermek için önemli kararlar verme konusunda da zorlanırlar.
Fyodor Dostoyevski'nin 1864 yılında yayımlanan ilk romanı İnsancıklar, Makar Aleksayeviç adlı memurun yaşadığı değersizlik hissini son noktasına kadar işlemiş. Dostoyevski Aleksayeviç üzerinden sıradan bir kişinin toplumda yok sayılmasının ve kendine yabancılaşmasının acımasız bir şekilde anlatmış.
Eser, Dostoyevski'nin döneminde Rus toplumunun sorunlarını ele alan birçok kitaba benzer şekilde, toplumsal bir eleştiri olarak da kabul edilebilir. Makar, tıpkı diğer karakterlerin çoğu gibi, kendisini yabancılaşmış hisseder ve başkaları tarafından farkedilmez. Herhangi bir özelliği veya yeteneği olmayan Makar, toplumda önemsiz bir figürdür.
Kitapta, Makar'ın hayatındaki tüm olayları, deneyimleri ve içsel düşünceleri okuyucuyla paylaşılmış. Dostoyevski, bu karakteri kullanarak, toplumun kayıtsızlığına karşı duyduğu öfkeyi dile getirmiş. Makar'ın, toplumda bir hiç olduğunu fark etmesi, kendini yalnız ve yetersiz hissetmesi, tüm insanların yaşadığı bir duygudur.
İnsancıklar, Dostoyevski'nin en karanlık romanlarından biridir. Yazar, romanın sonunda, Makar'ın uğradığı trajik sonla, insanların toplumda var olmaları için ne kadar acılı bir hayata razı olmaya mecbur kaldıklarını gösterir. Dostoyevski, Makar'ın yalnızlığı ve yetersizliği ile özdeşleşen her bireyin, kendi içinde kaybolup gitme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu işler.
Son olarak, sevilmeye ve anlaşılmaya değer olduğumuzu hatırlamalıyız. Olumlu düşünceler ve kişisel refah için birçok kaynak vardır. Kendimizi iyi hissetmek için, egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, arkadaşlar edinmek ve bilgi sahibi olmak en iyi yollardan biridir.
Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.
