Hayvanlar ve insanlar arasındaki ilişki hem çok karışık hem de değişkendir. Bazıları en yakın dostumuzken bazıları fobi sebebi ve yaşamımız için büyük bir tehdittir. Evcil hayvanımıza yılda binlerce lira para harcarken kat be katını zararlılarla mücadeleye harcıyoruz. Bir taraftan bazılarını karnımızı doyurmak için kullanıyoruz. Görüldüğü üzere hangi hayvanı seveceğimiz hayatımızda yer vereceğimiz konusunda oldukça seçiciyiz ve bu ilişki bir çelişkiler yumağı.
Buna rağmen zamanla ehlilleştirdiğimiz ve yaşamımıza ortak ettiğimiz bu canlıların hayatımızdaki yeri azımsanmayacak ölçüde değerli. Bilim insanları, hayvanlara karşı beslediğimiz sevginin, insan olmanın en temel güdülerinden biri olduğunu söylüyor. Evcil hayvanlara olan düşkünlük zaman ve kültürler arası farklılık gösteriyor. Temel anahtarı sevgi olan ve insanlık tarihi kadar eski bu ilişki insan yaşamında depresyon ve ruhsal sıkıntılara iyi gelebilecek kadar güçlü olduğu malumunuz. Hatta bazı uzmanlar insanlığın yeryüzünde öz kardeşinin yerini doldurabilecek tek canlının hayvan olduğu belirtilmekte.
Jack London okuyucuları da yazarın doğa ve hayvanlara olan düşkünlüğünü bilirler. London, doğayı özgürlükle bağdaştırır. Doğadan uzaklaşmak kendinden uzaklaşmaktır der. Eserlerinin çoğunda da doğadan yararlanır.
London'ın en popüler romanlarından Beyaz Diş, John Thorton'un ve köpeği Beyaz Diş'in hikayesini anlatır. Bir köpeğin gözünden anlatılan eser aynı zamanda insanların doğal dünyayla uyumlu yaşama isteğini ve köpeklerle insanlar arasındaki güçlü bağları ele alır. "Beyaz Diş", Jack London'ın muhteşem doğa anlatımı, macera dolu hikayesi, güçlü karakterleri ve insanların doğa ve hayvanlarla ilişkilerini ele aldığı için çok sevilir.
Keyifli okumalar.
