Üniversiteyi ailemden çok uzak bir memlekette okudum ben. Gideceğim ilk yıl oldukça çok hazırlık yapmıştı annem. Gurbet el, yol iz bilmiyoruz diye ihtiyaç duyabileceğim ne varsa kendine göre doldurdu valize. Bir de ayakkabı almıştı yeni, krem rengi. Hiç unutmuyorum 40 liraydı fiyatı. Kadıncağız ayakkabının ücretinin yarısını peşin ödedi yarısını taksite bağladı.
Çok da güzel ayakkabıydı; çok sevmiştim. Şükür çok kötü değildi durumumuz ama ha demeye ayakkabı da alınmıyordu, bir vesile lazımdı anlayacağınız. Yurtta kaldığım ilk gece ranzanın altına koydum ayakkabıyı, bütün gün gezmekten bitap düşmüş bedenimi uykunun sırlı eline bıraktım gece yarısı. Sabah kalktığımda ayakkabıyı ara ki bulasın; birinin yürüttüğünü anlamam çok sürmedi. Bir gün dahi giyemediğime mi üzülsem, borç harç alınan ayakkabının çalınmasına mı, daha ilk gün böyle elim bir hadisenin olmasına mı üzülsem şaşırmıştım. Aileme olaydan hiç bahsetmedim. Yaklaşık iki ay kış için götürdüğüm botla gittim okula. Palto'nun kahramanı Akaki Akakiyeviç'in paltosu çalınınca geldiği hal kadar derbeder olmasam da çok üzülmüştüm. Aman, hepimizin vardır böyle bir kursakta kalma hikayesi, hayat işte ne yaparsınız. Ne acılar giymiştir Gogol'un paltosunu şimdiye kadar.
Efendim Gogol tarafından kaleme alınan Palto, ye kürküm ye dünyasına bir kapı aralamış. Kıt kanaat geçinen, iş yerinde arkadaşları tarafından sürekli alay konusu edilen, binbir fedakarlıkla diktirdiği paltosu çalınan Akakiyeviç'in dramını anlatır.
Gogol bu öyküyle yaşadığı dönemin siyasi yapısını, toplumun aşağılık yönlerini trajikomik bir şekilde anlatır ve eleştirir. Mühim adamlara açtığı parantezler nedeniyle maalesef kendisi de çok fazla eleştiriye maruz kalır.
Bir solukta okunan, sadece Rus Edebiyatı'na değil Dünya Edebiyatı'na da yeni bir soluk kazandıran bu emsalsiz öykü birçok yazara da ilham kaynağı olmuştur. Palto dünü bugünü ve bence yarını da özetleyen bir eser.
Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.
