1984


Toplumların refah seviyesinin yükselmesi demek uzun vadede kitlelerin akıllanması demektir. Herkesi mutlu eden bir yapının inşaa edilmesi, bütün grupların hedeflerinin bir uzlaşma noktasında buluşturulması kesinlikle mümkün değildir. Jiroskopu dengeye oturtmanın en kolay yolu bir kast sistemi tesis etmektir ve Neolitik Çağın sonundan bu yana toplumlar böyle şekillendirilmiştir.

Özgür düşüncenin, insani değerlerin yok sayıldığı kast sistemiyle yönetilen bir toplum ise ancak sefalet ve cehalet temellerinin üzerine inşaa edilebilir. 

Ancak, cahil bir toplum kendilerinden talep edilen şeyin boyutunu asla tamamen kavrayamayamaz ve toplumsal olaylarla da ne olup bittiğini fark edemeyecek kadar ilgilenmediği için gerçekliğin en aleni şekilde çarpıtılmış halini bile kabul edebilir. Sefalet ise toplumun hiyerarşik yapısını korumak, ayrıcalıklı yönetim zümresini teşkil etmek için elzemdir.

Cehalet ve sefaleti devamlı kılmanın, toplumu buna adapte etmenin tek yoluysa sürekli  savaş halinden geçer. Pratikte bir savaşın olup olmaması önemli değildir. Önemli olan halkın buna inanması ve korkmasıdır. Korkuyu derinleştirip yerleştirmek, olabilecek düşünce suçlarının önüne geçmek içinse bolca manipülasyon ve spekülasyon gereklidir. Toplumun domine edilmesi için sürekli izlenmesi, dinlenmesi gerekir.

George Orwell'ın distopik evreninde de işler aşağı yukarı böyle. Bir ekran vasıtasıyla sürekli izlenen, dinlenen, basamaklara ayrılmış, hafızadan yoksun, sefalet ve sürekli savaş tehditi ile yaşan bir toplum yaratmış Orwell.

Yevgeni Zamyatin'in biz ve Jack london'ın Demir Ökçe isimli eserlerinden derin izler taşıyan 1984 kurgusu ve akıcı üslubuyla bir adım öne çıkıyor. Kara Dörtleme adlı serinin okuduğum son kitabıydı. Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About