Yolculuk Birinci Bölüm

Zar zor açtı bagajı. Kapıyı tutan mandallarda günlerdir devam eden bir sorun vardı. Fırsat bulup yaptıramamıştı. Bagaj karmakarışıktı, yer açmak lazımdı. Oğlunun oyun çadırı ilişti gözüne. Günlerdir görmemişti oğlunu. Sömestr tatiliydi babasının yanına gitmişti. Üç yıl önce boşanmıştı eşinden 8 yıl süren evliliklerini bir kaçamak sonlandırmıştı. 9 yaşında bir oğlu vardı. Çadırı görünce büyük bir özlem hissetti, derin bir of çekti. Çadırı içeri alıp biraz yer açarım diye düşündü çıkarıp yere koydu. 

Başından sonuna aksiliklerle dolu günün, son teslimatını yapmak üzere yola koyulacaktı birazdan. Pahalı bir oyuncağı sahibiyle buluşturacaktı. Kutuları bagaja dikkatlice yerleştirip kenarlarından destekledi. Fazla sayıda irili ufaklı kutu vardı. Bagaj kapağını sert bir şekilde iki kere çarptı kapanmayınca daha sert çarpmak zorunda kaldı. Sonunda kapanmıştı. 

Çadırı arka koltuğa boylu boyunca uzattı. Arkadaşını beklemeye koyuldu. Yaşamından bir gün daha eksilmişti işte. Bomboş bir gün daha. 

Çok erken yaşlarda başlamıştı çalışmaya, yıllardır hiç aralıksız devam eden bu düzenin içinde eriyip unufak olduğunu hissediyordu. Bu mecburiyetin sebebi her şeyden önce oğluydu. Onun için nefes alıyordu. Oğlundan başka yaşantısını güzelleştiren hayatına anlam katan hiçbir şey ve kimse kalmamıştı. Birbirini tekrar eden yorucu sıkıcı günler, başka bir şey yoktu. 

Gidecekleri adres şehrin ücrasında daha önce gitmediği bir yerdi, bayağı da uzaktı. İşini bitirip eve gitmek için can atıyordu. Bir önceki gece uykusu kabuslarla bölünmüş sabaha kadar uyuyamamıştı. Oğlunu gördüğü rüyanın etkisinden bütün gece ve gündüz çıkamamıştı. Yalnız kalmayı sevmiyordu. Oğlu babasına gidince genellikle yarım yamalak uyurdu. Yokluğuna tahammül edemiyordu.

Dertleşebileceği bir dostu bile yoktu. Oğlu olmasa yapayalnız bir insandı. Aynada gün be gün eskiyen yüzüne söyleyebildiği tek şey "sen bir hiçsin" oluyordu. Eşiyle bir kavgaları sırasında eşi söylemişti bunu, kafasına mıh gibi çakılmıştı bu sözler, eşi haklıydı, sürekli koşup, bir yere varamadığı bir maraton gibiydi hayatı.

Arkadaşı koşturarak indi otoparkın merdivenlerden hızlı adımlarla gelip kapıyı açtı. 

"Kusura bakma ya, beklettim seni. Son an da bir iş çıktı, hallatemeden çıkamadım." dedi, nefes nefese kalmıştı, yan koltuğa hızlıca yerleşip kemerini taktı.

"Önemli değil, bagaj karışmış onu düzenledim. Fazla beklemedim." dedi ve kontağı çevirip yol almaya başladı.

"Gidelim hadi, bitirelim günü. Ne yaptın, bulabilecek misin adresi? Karışık diyordun." dedi kadın, bir yandan akan rimelini siliyordu aynadan bakarak. Çantasından çıkardığı makyaj malzemeleriyle küçük rütuşlar yaptı yüzüne. Gün boyu koşturmaktan dağılan makyajını toparlıyordu yavaş yavaş.    

"Karışık değil de uzak şehrin bayağı dışında bir yer. Daha önce sürmediğim bir yol. Öğreniriz ne yapalım. Nasıl geçti günün? Yorgun görünüyorsun. Akşam üzeri uğradım çıktı dediler." dedi direksiyonu iki eliyle sıkıca tutmuş otoparktan çıkmak için keskin manevralarla ilerliyordu.  

Otoparktan çıktılar. Şehrin işlek caddelerinden birinin üzerinde yer yer tıkanan bir akşam trafiğinde yol almaya başladılar. Karanlık çökmüş hava buz kesmişti. 

"Evet çok koşturdum bugün. Yıl sonu yoğunluğu başladı. Testimat vardı iki tane onlar için çıktım. Diğer mağazaya uğramak zorunda kaldım felan son iki saat yoğun geçti. Sen neler yaptın? Üşüdüm ben durunca sanki, arttırıyorum biraz sıcaklığı." dedi arkadaşı, arttırdı sıcaklığı. 

Yılın son günleriydi. Yollar, mağazalar rengarenk süslenmiş her yer ışıl ışıldı. Trafiğin içinde ağır ağır ilerlemeye devam ettiler. Bir döner kavşaktan kalabalık başka bir caddeye girdiler. Akşam telaşı her yeri sarmış, insanlar evlerine gitmeye çabalıyordu.   

"Ben de çok koşturdum bugün. Teknik servise uğradım sabah, müşterinin biri bayağı uğraştırdı beni, ürünü kaybolmuş serviste çok yoruldum üstelik uykusuzum. Gece uyuyamadım hiç."

"Oğlan gelmedi mi? "

"Maalesef babasında hala."

"Konuşmuyorsunuz değil mi hala? "

" Yok ya. Pis herif gittikleri tatilin parasını da bana ödetti. Çocuk için katlanıyorum ne yapabilirim. Aylardır bunu bekliyor çocuk. Tatil gelse de babamla tatile gitsem diye. Bazı lekeler çıkmıyor insanın üstünden ne yaparsın." dedi. 

Eşine olan kızgınlığı gün gün azalmak yerine artıyordu. Adamın çocuğa olan ilgisizliğini kabuledemiyordu bir türlü. Aralarında sindirilmesi çok zor olan şeyler yaşanmıştı ama hiçbirini çocuğuna yansıtmamıştı. Eski kocası ise her sorunu halının altına süpürerek yaşayan bir insandı zaten.  Çocuk hiçbir zaman umrunda  olmamıştı. Bazen kendisine olan tüm öfkesini çocuktan çıkardığına bile şahit olmuştu. Adam aslında ne çocuğu ne kendisini istemiyordu. 

Hamile kaldığı ilk çocuğunu maalesef kucaklayamadan kaybetmişti. Aynı zaman diliminde başka problemler çıkmış hayatı oldukça zora girmişti. Eşine olan ilgisini o noktadan itibaren kaybetmişti. Çocuğu kaybetmesinin sebebini eşine ve annesine bağlıyordu. Zaman geçtikçe eşi de kendinden koptu. Uzunca bir zaman mecburiyetlere tutunup aynı yolda yürüseler de aşılmayacak koca bir engel yollarını ayırdı. Aslında Bu kaçınılmaz, ertelenemez bir sondu. 

En son tatil için kavga etmişlerdi. Adam tatile gitmek istemediğini söylemişti. Kendisiyle çocuk hariç hiçbir meseleyi konuşmuyordu. Karşılaştıklarında selam bile vermiyordu. Çocuğu için bu eziyete katlanmaya devam ediyordu. Bu durum sinirlerini çok yıpratıyor zaman zaman ağlama nöbetlerine neden oluyordu. Suçluluk ve pişmanlık peşini bırakmıyordu.

 "Tüh ya. Trafik çokmuş." dedi arkadaşı makyajını tamamlamış bu kez saçlarıyla oynamaya başlamıştı. 

"Çevre yoluna sapacağım birazdan kalmaz bir şey. Torpidoyu açsana atıştırmalık bir şeyler olacaktı. Midem kazındı benim. Bir de teslim formu olacak orada, adrese bir daha bakalım." Tüm gün çok az şey yemiş acıkmıştı açlık ve yorgunluktan sebep ufak bir baş ağrısı şakaklarını yoklamaya başlamıştı. Trafikten kurtulmalarına az kalmıştı.   

Arkadaşı torpido gözünü açtı karşıklığın arasında teslim formu ve atıştırmalıkların olduğu poşeti çıkardı. 

"Tuzlu kraker var açayım mı?" dedi.

"Aç atıştıralım, yolumuz uzun daha bunun dönüşü var." dedi kadın birden bire yol büyüdü gözünde. Çevre yoluna giden tabelayı gördü sağ şeride geçti. Az sonra bu yoldan ayrılacaklardı.

"Ne almış bunlar ya? Epey kabarık fatura. Vay sanal gerçeklik gözlüğü, aksesuarlara bak, yuh. Nasıl sattın kızım sen bunları hepsini? Yağlı kapı bulmuşsun, bu sipariş doldurmuştur senin kotanı. Kaç gün önce geçtin bu siparişi. Bayağı beklemişsin." dedi arkadaşı. Faturayı görünce epey şaşırmıştı. Özel teknoloji ürünleri üreten uluslararası bir firmanın satış departmanında çalışıyorlardı. Ürün pazarlama, satış ve bazen ufak tefek teknik sorunların çözülmesi konularında yardımcı oluyorlardı.  

Bir ay kadar önce bir adam aramış epeyce pahalı sanal gerçeklik ürün ve aksesuarlarını almak istediğini söyleyerek listeyi asistanının mesajla yollayacağını belirtmişti. Ödeme gerçekleştikten sonra listedeki ürünleri toparlamış siparişi iki gün evvel tamamlamıştı. İki gün önce teslimat gününü belirtmek için arandığı ve mesaj aldığı numarayı aramasına rağmen kimseye ulaşamamıştı. Dün bambaşka bir numaradan teslimatı bugün akşam saatlerinde yapması için bir mesaj almıştı. 

"Bir şey yapmadım. Bir adam aradı, bir ay felan oluyor, mesajla gönderdi istediklerini, parayı da peşin ödedi, toparladım. Bir kısmını almanya mağazasında buldum. Bekledim bayağı." 

"Eee kurulumu, entegrasyonu?" amma parça var burada." 

 "Yaparız sıkıntı değil, varalım da."

"Desene işimiz uzun. Dokuzu bulur yine dönmemiz."

"Bulur, bulur."

"Radyoyu aç da burada dinlenelim bari."

Çevre yolu üzerinde bir süre daha devam ettiler sonra bir yol ayrımından ağaçlık tenha bir orman yoluna saptılar. Fazla ışıklandırmanın olmadığı bu yolda ilerlemek hayli zordu. Derken ön camı kocaman bir cisim kapladı. Hiçbir şey göremiyordu, hemen frene asıldı. Güçlükle durabildi. Neye uğradıklarını şaşıran iki kadın telaşla birbirlerine baktılar. Korkudan ikisinin de benzi atmıştı. 

Arkadaşı telaşla "O neydi, bir şeye mi çarptık" diye sordu.

"Sanmıyorum, cama bir şey yapışmış kağıt gibi baksana. İyi misin? Biraz su iç istersen arkada olacaktı. Gazete kağıdı herhalde baksana rüzgarda uçup cama yapışmış olmalı." dedi çok korkmuştu, yine de sakin görünüyordu. 

"Evet gazete kağıdı baksana." dedi arkadaşı, biraz sakinlemişti.

"Lanet şey tüm görüşümü kapattı. Karanlık zaten zar zor seçiyorum. Allahtan yol boş durabildim. İndireyim şunu devam edelim. Buldun mu suları bana da çıkarsana bir tane." dedi. 

Kapıyı açtı. Korkunç bir soğuk vardı insanın nefesini kesen cinsten. Cama uzandı gazeteyi fırlatıp yere atacakken oğlununa çok benzeyen bir çocuğun resmini yarım yamalak seçebildi. Hemen dikkat kesildi. Gazete kağıdını alıp içeri döndü. Bedeni buz kesmişti. 

"Ne oldu? Niye atmadın gazeteyi " dedi arkadaşı tedirginlikle.

"Fotoğrafa bak." dedi. Arkadaşı telaşla çekti elinden gazeteyi sayfayı kaplayan bir haber ortasında anne, baba ve çocuktan oluşan bir aile fotoğrafı. Fotoğrafta gördükleri çocuk kendi oğluna ikizi kadar benzeyen, talihsiz bir kazada hayatını kaybeden varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Gazetede gördükleri haber bir hafta öncesine aitti. Tüm aile bir kaza sonucu yanan evde hayatını kaybetmişti. Arkadaşı haberi detaylıca okudu, dinlemedi bile. Hala bu benzerlik karşısında yaşadığı şoku atlatamamıştı. Üç kişilik bir dünya yok olmuştu. Kendi üç kişilik dünyası gibi, kimse ölmemişti ama düşlediği dünyası mezardaydı artık. Telaşla telefona sarıldı ve eski eşini aradı hemen. Konuşmadıkları için açmadı eşi telefonu, oğluyla konuştu iyi olduğuna kanaat getirmişti ama yine de içi çok huzursuz olmuştu. İçinin huzursuzluğu yüzüne yansımıştı. Bütün vücudu kemikleri kırılmışcasına ağrıyordu.  

Arkadaşı "sen hiç iyi görünmüyorsun, istersen dönebiliriz, yarın gündüz gözüyle geliriz. Benim eve gidelim bende kal bu gece, bir şeyler içer sohbet ederiz kafan dağılır." dedi. 

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski

About