Bu evin içinde neyle karşılaşacağını bilmemek çok ürkütüyordu. Şimdiye kadar karşılaştıkları karşısında sakinliğini koruması bile bir mucizeydi. Gazetede gördükleri evin bir kısmı yanmış büyük bir kısımı da yıkılmış bir harabeydi. Şimdiyse tüm ihtişamıyla hayat dolu bir yapı vardı karşısında. Evlerin bir ruhu olduğunu, ev sahiplerinin yaşanmışlıklarla o ruhu büyüttüklerini düşünürdü hep. Kendisinin hiç ruhu olan bir yuvası olmamıştı.
Çocuk uzanıp açtı kapıyı. Dehşet verici bir gıcırtıyla açıldı kapı. İçeride büyük bir gürültü koptu. Cereyanda bütün kapılar kapandı bütün ışıklar söndü birden. Karanlığa büründü ev. İrkildi birkaç adım geriye çekildi. Çocuk daha sıkı tuttu elini içeri doğru çekiştirdi. Kaynağı belli belirsiz loş bir ışık aydınlattı ortalığı. Sonunda sol tarafta iki, sağ tarafta iki kapının olduğu bir giriş koridoruydu burası. Hemen girişte sağ tarafta duvara gömülü bir portmanto duruyordu bir kapağı aralık. Çocuk portmantonun önünde durdu diğer kapağı da açtı. İki tane siyah şemsiye kayarak düştü. Ayaklarının üzerine. İrkildi kafasını kaldırdığında parlayan bir çift gözle karşılaştı. Çocuk portmantonun içine uzanıp yavru bir kediyi kucaklayıp koridora bıraktı. Oğluyla bahçede besledikleri cinsten, tekir küçük bir kedi. Koridorun ucuna doğru hızla koştu kedicik yavaş yavaş yok oldu.
Portmantonun karşısındaki duvarda üç panelli tuhaf bir tablo vardı. Tablonun ilk panelinde, Adem ile Havva ve değişik hayvanlar eşliğinde bir cennet tasvir edilmişti. Orta panelde çok sayıda çıplak figür, güzel meyveler, kuşlarla birlikte dünyevi zevkler konu edilmişti. Son panelde ise günahkârların cezalandırılışının gösterildiği bir cehennem resmedilmişti. Tablo tamamiyle hayattaydı. İçerisindeki tüm canlılar kendilerine biçilen rolü oynuyordu sanki. Yaklaştıkça uğultuların arasında bağırtılar, kahkahalar, çığlıklar kulakları sağır edecek tonda yükseliyordu. Orta kısımdaki neşe ve mutluluğu son kısımdaki dehşet görüntüler eritip götürüyordu, korkunçtu. Birden bir el kavradı omuzunu, kor gibi sıcak. Silkinip çığlık çığlığa uzaklaştı. Fortmantoya çarptı sırtı, yere oturup sırtını dayadı gözlerini sımsıkı kapatıp ağlamaya başladı. Cehennemin resmedildiği panelden bir gühahkarın eliydi bu. Çocuk tabloya yanaştı duvardan çıkarıp uzun uzun baktı, sonra dönüp kendisine baktı, tabloyu ters çevirip yerine astı. Tekrar elini uzattı, tutup kalkmasını bekledi. Bir süre doğrulamadı, kafasını ellerinin arasına alıp sessizce ağladı. Cehennem hep bir adım uzaktaydı. Ölünce cehenneme gideceğini varsayardı, bir günahkar olduğunu düşünüyordu hep. Yaşadığı değersizlik hissi tüm hayatını mahfetmiş geri dönüşü olmayan yollara sevketmişti onu, günahlar ve pişmanlıklarla doluydu yaşantısı ve tablodaki gibi her günahın mutlaka bir cezası vardı. Silkindi, ayağa kalktı, çocuk sıkıca tuttu tekrar elini, hızlı adımlarla uzaklaştı tablodan, omuzu hala sıcaktı, bedeniyse tarifsiz bir soğuğa teslim olmuştu, titriyordu. Yaşadığı dehşeti geride bırakıp çocukla birlikte adımlamaya devam etti. Koridorun sonuna doğru ilerlediler. Sağda ve solda ikişer kapı vardı.